HüzünLerim ve Hüzüne Dair Sevdalarim

12/7/2005 - Ama İşte BöyLe Dir Hayat

Henüz üç yaşlarında bir çocuğum. Babaannemi anımsıyorum, bakışlarıyla büyük bir boşluğa bakan gözleri hala gözlerimde öylece durur. Sonrası, ölü bedeninin yıkandığı an ''Soğuk su, sıcak su'' seslenişleri arasında yıkanarak kefenlenmesi '' Ne zaman bir kıvılcım ateş karşında görsem kendimi, daima onun sevgisinin boşluğunu, yalnızlığımın üşüdüğü hissettim. Ve hayatımda ilk kez o on, sevdiklerimi kaybetmenin o tarifi imkansız boşluğunu yaşadım'

Ama işte böyledir hayat.

Şimdi masamın üzerindeki fotoğraflara bakıyordum da aklıma nedense sevdiklerimin bıraktığı o ilk boşluğu hissedişim geliyor.

Sonuçta nedir yaşamın gerekçesi?...

Hayat bazen yürekten vuruyor insanı; hiç beklenilmeyen bir an
'da ; Bazı anlarda yaşama gücü bulamıyor insan...

Öylece oturmuş, kalakalmışken bugüne kadar yaşadığım acı-tatlı tüm an'lar gözlerimin önüne geliyor. Ben hayata biraz kırıkça tutunanlardanım; her an vazgeçmeye hazır olanlardan. Ama yine de her şeye rağmen tutunduğum zamanlarda da tutunanlardan.

Belki bunca didinme, bunca emek, bunca koşuşturma hep bu hayata kırıkça tutunmama karşı kendimin kendime açtığı bir meydan savaşı. Biraz kırık da olsa hep o tutunma telaşı. Çünkü bazen yaşamın kendisi ölümle denk olabiliyor. İplerini elinde tutamadığımız ''hayat'' denilen bir garip yarışın içinde savrulurken başka hayatları da tanıyıp, kırılabiliyor insan. Bir anda kendini böyle derin düşüncelerde bulabiliyor insan. Çaresizlikten belki '' Belki de biraz yoğunlaşan özlemlerden''

Ama işte böyledir hayat.

Hayat oyununu oynar bize... Kimi zaman kendinizi sarılıp sarmalanmış hissedebilirsiniz; eliniz kolunuz bağlanabiliyor. Bunu bilirsiniz; ama bilmek demek, kabul etmek midir?

Ama işte böyledir hayat.

Bazı anlarda bir boşluğa düşer gibi hissedebiliyor insan kendini; en büyük korkusu bir yandan da o boşluğa düşmek oysa. Çünkü o boşluğun derinliklerinde gördüğü kendi yansıması. Sonra? Sonra kendini oraya bırakırken buluyor. Sonu olmayan bir boşluk, bir hiçlik. Bazen ayakta durabilmek o kadar zor ki. O boşluğun derinliklerine düşüvermek daha kolay.

Ama işte böyledir hayat.

Onca insan, onca para, onca hırs, onca çapsızlık belki de kimilerinin hayatına ayrı bir anlam katıyor, oysa o derinliklerde varılan nokta hep aynı.

Sonuçta boylu boyunca uzanılan toprak altı. Hepsi o kadar...


Her yoLCu Gidecek BiR Liman , Her Turna Konacak BiR DaL BuLuR..
Ya Ben !

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - Seni Kaybetmek

Hiç yaşamak istemediğin olmuş muydu senin ?
Hiçbir güne ağlamaktan sırılsıklam olmuş yastığında uyandın mı ?
Hiç güneşli günlere sırtını dönüp perdelerini kapadın mı ?
İnsanlar seni anlamadığında ne yapmayı tercih ettin ?
Sustun mu yoksa anlatmaya çalışmayı mı denedin mi ?
Hiçbir insanı kaybettin mi ?
Onlar hayatından gittiklerinde ne yaptın peki ?
Nasıl böyle güçlü kaldın ?
Bu sorularla ne kadar da yalnızım…
Daha yürümeye yeni başlayan bir çocuk gibi bende sanki dünyayla tanışıyorum.
İnsanların gerçek yüzünü görmeye başladım, sonra şaşırdım, ben hiç onlara benzemiyordum.
Kendime kızdım iyi niyetime, saflığıma…
Hiç beklemezken aşk çalıverdi kapıyı,
Önce içeri aldım, sonra bağrıma bastım onu..
Çünkü sen Aşk’tın…Aşk’ta sendi benim için.
Hep siyah-beyaz olan hayatıma binlerce rengi sen kattın…
Her gün binlerce rol içinde girdin hayatıma…
Sarılırken sevgilim oldun, dertleşirken can dostum…
Yanlış yaptığım zamanlarda bana kızarken babama benzettim seni.
Bana bir şey olmasın diye beni her şeyden sakınırken koruyucu meleğim oluverdin.
Ne zaman üzülsem senin kucağında ağlamaya alıştım artık,
Nereye gitsen yanımda seni de götürüyorum.
Sevdamı anlatacak kelime bile bulamıyorum.
Sana baktığımda öylece kalıyorum…
Ne bir alışkanlık oldun ne de bir sevgili…
Adını hala koyamadım.
İçimde böylesine büyümüşken, bu sevdayı ölesiye yaşarken, seni kaybetme korkusuyla geçen geceler boyu içimi bir telaş aldı !
Ya bu rüya biterse, ya beceremezsek…?
İşte Sevgili; sana bu soruları sormamda ki neden sadece buydu…
Sen her şeyi benden daha iyi bilirsin,
Eğer sen gidersen yaşamak istermiyim sence,
Sabahları yastıklarım kuru kalır mı hiç ?
Herkes tek kişilik hayatlarına döndüğünde omuzlarımdaki yitik sevdayı taşıyabilir miyim ?
Benim yüreğim yitirmenin ne demek olduğunu bilmiyor…
Sevgili, tek dileğimde bu duyguyu hiç tatmaması…

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - YaLnizLiGimLa

Siyrilirsin düsüncelerinden
Yalnizligin pesine düsersin
Uçsuzluktur sana uzanan
En yüksek daglara
En hirçin nehirlere
Dalarsin hayalinle
Kirikliktan öte
Yirtilmistir artik
Adina
Kalp diyemedigin
Bagrim diyemedigin
Hissettigin.
Bir aci , bir sizi
Kurumus bogazin
ifadesi susuzluk mu?
Bir ayrilik ki
Yutkunamazsin
Lacivert e uzanmis
Köpük köpük
Beyaz damlalara yansir
Daglar kavusur sulara
Mor mor göremez
Yapisir kalirsin
Gök maviye
Terk edilmisligin
Damla damla
Akar gözlerinden
Kalirsin korkularinla bas basa
Pesine düstügün yalnizlik
Karsilar seni
Kenetlenmis parmaklarin ayrilir
Avuçlarin simsiki olsa da
Süzülüp gider
Kum taneleri
Tortusu kalir
Sevginin
Çamurdan bataga uzanirsin
Yasamimdan çikarmadim
Yasamindan çiktim
Yalnizligimla
Yalnizligimda
Yine yasarim
Seninle
Sensiz

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - SansLimiyim !!!

Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
Her şeye rağmen, şanslı biriyim ben!


Hiç ağlamadığımdan değil; çok akıttım gözyaşımı içime...
Hiç kaybetmediğimden değil birini...
Çok yandım ciğerimden; baktığım her yere, sevdiklerimin yüzünü kazıdı hasret... Yıldızlarla doluydu gökyüzüm; kapkara bir boşluk bıraktılar kayanlar... Bir daha asla dolduramadım.
Gidene soramadığımdan, kalanın ıstırabı daha çok sandım.

Hiç ihanete uğramadığımdan da değil; yarası her zaman taze, birkaç hançerle dolaştım durdum sırtımda; hem öfkelendim, hem anlamsız geldi kızmak.

Herkesten farklı değildi başımdan gelip geçenler....
Herkes kadar ağladım, herkes kadar yandım.
Acısız olmuyordu ki hayat!
Ağlamaktaydı bereket, yağmurda ıslanmadan yeşermiyordu ki toprak!

Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne...
Mutlu bir çocuktum ben!
Kalabalık bir ailenin sevgisiyle büyümüştüm. Bir sürü arkadaş, bir sürü oyun; kuyruğuna tutunmuştum kırmızı bir uçurtmanın...
Hayat hep veriyordu, alacağı günleri hiç düşünmemiştim.

Sancılıydı ilk gençlik!
Şimdiki hüzünlerimle, o zamanları karşılaştırdığımda, çocukluk deyip geçiyorum.
Ah, nerdesiniz 17’lik dertlerim!

On yedimde başlamıştı hayatla kavgam.
Artık sadece, tartışıyoruz.

Acıya alıştığımı söyleyemem hala; hele, nasır tuttuğunu kalbimin...
Unutmayı becerdiğimi de söyleyemem; asla unutamadım, kusurluydu hafızam; almayı biliyordu da silmeyi, asla!
İyi ki hatırlıyorum!

Yaşamımdan çıkanlara kızmıyorum; öğrettikleri her şey için minnettarım. Bir zamanlar, doyasıya güldüğümüz içindi uğurlarken akıttığım göz yaşlarım... Paylaştıklarımız kadar değerliydiler.
Paylaşamayacaklarımızın adıydı hasret!
İhanete de alışamadım elbette; ama, edenlere de eyvallah! Kir tutsa da kin tutmaz yüreğimiz. Az şey sayılmaz, utanmayı bilmeyenden öğrendiğim; sırf bu nedenle bile affedebilirim.

Bakmayın, yazılarıma sinmiş hüzne....
Şanslı biriyim ben!
Mükemmel bir anne-baba; harika kardeşlerimle; hem büyük, hem mutludur ailem!
Eski-yeni fark etmez; hem köklü, hem sınanmıştır dostluklarım!
Kolay yere gelmez sırtım; ne yaparsa yapsın, kolay vazgeçmem hayattan!

Kokladığım gülleri, teker teker solduracak biliyorum. Asla hazır olamayacağım acıya; ama, çekmeyi de öğrendim artık. Bütün duyularım açık, elimde suyum, yüreğimde umut, güllerimin yanındayım.
Az şey midir, biteceğini bildiğin bir hayatı son nefese kadar paylaşmaya hazır olmak.
Ve baş kaldırmak ölüme, sonsuza kadar, sevip hatırlayarak...

Zaman bir değirmen; keder girer, hüzün çıkar kapıdan...
Ben de toy girip, olgun çıktım içinden....
Bakmayın dertlenip içlenmeme; yağmur yağar, toprak kokarım; güneş açar, çiçek!

Sadece,
Güneşli günlerde kalem oynatmaz yürek!

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - Hoşçakal Gönlümün Nazlısı



Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün
önümdeki uçurumlara aldırmadan
varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın
o gerçekleşmeyen hayallerim.
ardımda yaralı bir yürek
kederli bir ömür
ve yoksul anılar bırakarak
çekip gidiyorum sevdiğim
hoşçakal gönlümün nazlısı, bağrımın sızısı
hoşçakal

gidiyorum başım önümde, gözümde nem
duramam artık ey aşk, ey sevdiğim
hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde
duramam
hiç bir anı kabul etmiyor beni
bedenim buz gibi soğuk
yüreğim param parça keder
kış kadar soğuk ellerim
ardımda yoksul bir sevda
ve bana ait ne varsa
bırakıp gidiyorum sevdiğim
hoşça kal anımın yazısı, kaderimin küskünü
hoşçakal

bütün yaprakları dökülmüş
dalları kırılmış bir ağaç gibi hıçkırarak
ve bırakarak ardımdan sırtımı yasladığım
çınar ağacını yaslı
meçhule giden acılar yüklü bir gemide
uğuldayan rüzgarlara sarıp sesimi
şarkıların sustuğu, aşkların vurulduğu
limanlara gidiyorum sevdiğim
hoşça kal kırık sazım, sevdamın yaralı türküsü
hoşçakal

bir yıldız daha kaymadan gözlerimden
yüreğimden bir arzu daha sönmeden
gidiyorum ey aşk, ey sevdiğim
bir daha yağmamalı bu ihanet yağmurları
ağlamamalı bu yürek bir daha
bir acıyı, başka bir acıyla sarıp
alıp dağların ve yıldızların gölgesini
yüzümde kış, bakışlarımda kar
yorgun akan bir ırmak misali
kimsesiz sokaklara bırakıp yanlızlığımı
gidiyorum sevdiğim
hoşça kal gecelerimin yıldızı, karlı dağların yalnız kızı
hoşça kal

bütün borçlarını ödedim bu sokakların, alacağımı aldım
geri dönmez bir mevsimdeyim artık, duramam ey aşk
bu şehre sığamam bu hüzünle
yoksa acılar üşütür beni
kar kavurur anılarımı
donar bakışlarım
üşürüm... üşürüm ey aşk

sorma nereye, hangi dağın ardına?
ne kadar uzağa varır yolum?
kim yoldaş olur bana ?
dönüp gelir miyim yine bahar geldiğinde ?
çiçek açtığında mor dağlar
sorma

sazımdaki hüznü
içimdeki sızıyı
boynu bükük karanfilimi
ve yüreğimin yangınını bırakıp rüzgarlara
sırılsıklam yalnızlığımı alıp yanıma gidiyorum
hoşça kal bağrımın ateşi, kalbimin ahı, mühür gözlü yar
hoşçakal
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - Sadece AniLarimLa

Varsin YüreGim Ummanlar da KaLsin ... VaRSin iCLi Bir Türkü de agit yaksin .. Ama Ben Yine Yazacagim .. Ben Yine De SöyLeceGim Misralarimi ...


Bir çember vardı bizi saran,
kırılması öylesine güç

Bir sevgi vardı yüreklerimizde,
öylesine içten,öylesine derinden

Bir tutku vardı içimizde,
yıldızları kucaklamak istercesine

Bir çınar ağacı vardı takıldığımız yerde,
gövdesine isimlerimizi kazıdığımız.

Bir saat vardı özlemle beklediğimiz,
güneşin battığı zamana yakın

Bir gül vardı küçücük bahçemizde,
bütünüyle sevgimizi yansıtan

Bir ezgi vardı sessizce mırıldandığımız,
dillere destan aşkımızı anlatan

Bazı geceler vardı gözgöze sabahladığımız,
öylece kalmak istercesine

Bir andımız vardı sözlerimizde,
asla ayrılmamak üzerine

Sımsıkı kenetlenmiştik birbirimize,
bir ruh bir beden olmak istercesine

Oysa şimdi...
oysa şimdi...Bir ben varım,birde anılarım...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - BEN GİDİYORUM

 


O kadar yorgun ki bedenim. Ve o kadar ağır geliyor ki yüreğim yüreğime. Ya o kaldıramayacak yükümü benim ya ben dayanamayıp bırakacağım ellerimden. Nereye kadar gideceğini bilmediğim bir yolu başındayım belki ama sonunu hiç merak etmiyorum. Sonu olmayan yollar benim harcım değil. Ben gittiğimde geride kalanlar yani beni gerçekten sevdiğine inananlar bilmeli gittiğim yeri.

Ve beni aradıklarında bulabilmeliler. Ve geri dönemesem de onlar gelebilmeliler bana. Sonunu bilmediğim zamanlar benim harcım hiç olmadı zaten. Kaç gün doğmuş, kaç çoban yıldızı selamlamış berfinleri sayısı hiç önemli değil. Önemli olan bir sonraki anda aynı şeyleri yeniden yaşamak.

Güneş her doğuşunda gülebilmeli toprak ana. İçi ısınmalı insanın. Balıklar ışıldamalı derinliklerinde denizlerin. Yağmur sonrası gökkuşağı olabilmeli taneleri tek tek damlacıkların. Ayçiçekleri seyretmeli parıltıyı. Ve o parıltıdan almalı ekmeği, besini. Okyanuslar çarşaf gibi olmalı. Hiçbir gemi rotasını şaşırmadan varabilmeli gitmek istediği limana. Buğday kavrulmalı, altın sarısını çalmalı topraktan. Toplamalı onları işçiler. Kadın, erkek, çocuk demeden.

 Öğütüp ekmek etmeliler ve yiyebilmeliler sofralarında. Tütün kurutmalı muş ovasının toprak damlı evlerinde. Kurutmalı ve sarıp içebilmeli sırtını Munzur ’a verip seyredebilmeli Dicle ‘yi. Alın teri akıtmalı sıcaklığı güneşin. Alın terini akıtmalı işçinin, emekçinin. Yaşam kolay değil bilmeliler ve ona göre yaşamalılar.

 Alın teri akıtmalı sevgililer. Aşk o kadar kolay değil bunu bilmeliler. Bilmeliler ki her alın terinin bir damlası yüreklerine düştüğünde mutlu olabilsinler. Olabilsinler ki değerini bilebilsinler sevginin. Güneş olmasa da, ısıtmasa da gecenin ayazında tenlerini ısıtmalı yürekleri bedenlerini. Ama güneş hep olacak ve her aşk alın terinin akıtacak yüreklerdeki bu kutsal topraklara.

Bu topraklarda nice tohumlar filizlenecek. Nice bebeler süt emecek analarının memelerinden. Nice çiçek renk verecek hayatlarına. Daha bir çok ırmak akacak evlerinin önünden. Aktıkça akacak ve coştukça coşacak genç yürekleri gibi. Yüz yıl geçse de hep genç kalacaklar. Bu topraklarda ölüm olmayacak. Bedenler yok olsa da sevdaları kalacak geriye. Çocuklarına , torunlarına, dağlarına, topraklarına ve yaşayan yaşamayan tüm canlılara.

Herkes bilecek ki aşk bu topraklarda yaşanıyor ve herkes bilecek ki güneş doğdukça onlarda yeşerecek yeniden ve yeniden. Hiç durmadan sevecekler. Sevgi onları doyuracak. Ekmeği, emeği, mutluluğu, direnmeyi getiren sevgi, sevgiyi getirenin aşk olduğunu bilecekler. Türkü söylenecek her zaman bu topraklarda. Kimi umut üzerine, kimi sevda üzerine, kimi aşk üzerine çalacak en güzel ezgileri. Kimi de ağıt yakacak yaşadıkları acılara. Hepside ağlayacaklar biliyorum. Kimi mutluluktan, kimi acısından akıtacak gözyaşlarını.

Ama birbirlerinin hallerinden anlayacaklar. Onlar bu topraklarda türkü dinledikçe ve söyledikçe güneş daha istekli doğacak üzerlerine. Bir önceki günden daha çok ilgi gösterecek güzelliklere. Kim bilir belki oda eşlik edecek sevinçlere ve hüzünlere.

Evet …..

İşte ben bu güzel ülkeye gitmek istiyorum. Burada yaşamak ve burada ölmek. Hikaye değil bu gerçeğin ta kendisi aslında. İnanan girebiliyor bu ülkeye. Ve pasaport istenmiyor sınır kapısından. Üzeri aranmıyor kimsenin ve kimsenin ırkına bakılmıyor. Sadece yüreklerine bakıp alıyorlar içeri.

Güneş ülkesinin yürekli çocukları oluveriyorsun sende. Ve hayat bu deyip yaşıyorsun yaşayabildiğin kadar.
Hayat bu kadar.

Ben gidiyorum ; hoşça kal.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - UsLanan !!!



Kimlere gülümser, kimlere bakar?
Bir dalar denize, bir geri cikar.
Narin bedeninden damlalar akar,
Düsen her damlayla islanan benim.

Kumlara serilip, uzandiginda,
Binbir isiltiyla bezendiginde,
Sahilde salinip, gezindiginde,
Ah ile, vah ile beslenen benim.

Bülbül gibi öten, gülen, gülüSen,
Bakislari cennet, bedeni gülSen.
Hem dogarken Sansli, hem dogustan Sen,
Hüzün daglarina yaslanan benim.

Simdi uzaklarda, bensiz dolasir,
Tatli bakisini elle bölüsür.
Her adim atisi bana ulasir,
Ayak izlerini kiskanan benim.

O sir öGretmeni, ben okuluydum.
O vefali yolcu, ben de yoluydum.
Bir zaman cilgindim, deli doluydum,
Hasret sopasiyla uslanan benim.


yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - Güle bakacaksan, dikenlerden bir diken seç kendine


Bir dag basinda, bes on aile ile birlikte yasayan, Dünya'da olan bitenden hemen hemen habersiz bir insanin yirmidört saati; o, sabah günesinin dogusuna bakarken bir topraga, bir ufka açilan gözlerindeki taze ifade, o, ikindiye, aksama kadar yapilacaklarin asla kabarik olmayan listesindeki maddeler huzur ve sükun içinde gerçeklesirken vücudunun yenilenisi, o, günisiklarini gönderip aksami, sonra da geceyi teslim alirken ilk is olarak göklerdeki aya, yildizlara yönelme itiyadindaki ruhunun saffetini, evet, böyle bir insani anlayabilir miyiz milyonlarin yasadigi sehrin kisileri olarak, hatta kiskanabilir miyiz?

Yoksa, Dünya nimetlerinden yeterince nasiplenmedigine hükmedip, onu da seytanin kurdugu çarkin içine almak için kampanya üstüne kampanyalar düzenlemeyi çagdas hayatin üstümüze yükledigini sandigimiz sorumluluk olarak mi sayacagiz? Onu kendi halinde, tabiatin renkleri ve isiklari içinde birakmak, aya, günese ve yildizlara terketmek, kalbinin ve ruhunun sesini duyacak kadar kendi dünyasinin berrakligini yasamasina izin vermek, bizim gibi ne kendine, ne baskasina, ne tabiata ve ne hayata ait, karmasadan, o kirli yakuttan baska sermaye parildatmayan kisilerin isine gelmiyor mu?

Insanlarin biraraya gelmesindeki rahmeti, bin türlü zahmete, bin türlü zulme, bin türlü gaddarliga dönüstüren, zamani ve mekani insanin yabancilasmasina, sahte gurbetine kucak kilan bir zaman ve mekan haline çeviren sey nedir? Çag desek, insan desek, modernizm desek, felsefe desek, ne desek, sanki yetmiyor, yetmeyecek bu sorunun bizi ikna edecek cevabini vermek için.

Öyle bir Dünya'da, öyle bir zamanda yasiyoruz ki, anlatmaya çalissak uygun kelime bulmak imkansiz, o kadar kalp ve ruh âleminden uzak, o kadar insanin özünden ve yaratilisindan uzak, o kadar insanin kendinden uzak.

Insan, nasil olur da kendi kaderinin izini sürmekten, istediginde tabiatin içinde mesela bir kirçiçeginin mimarisinde hayretini beslemekten, istediginde gökteki bir yildiza sirrini söylemekten, evet, nasil mahrum birakilir?Insanin kendine ettigi bir zulüm degil midir bu?

Insan nefsinin icad ettigi kalabalik esya içinde debelenip durmanin o aldatici keyfinde ve her biri ruhumuz için ardinda bir uçurum saklayan göz alici perdelerin melteminde, nereden gelip nereye gidecegimizi, tek kelimeyle, kaderimizi gaflete teslim etmek midir mutluluk dedikleri sey? Yoksa, anbean koyulasan, koyulastikça gürültüler içinde sessizlesen, dilsizlesen yalnizligi unutmak midir, ocaktan kovmak midir mutluluk?

Insanin hasretini çektigi seyler, onun istikametini de belirler. Iman, bu hasretle sendeler ya da saglamlasir. Aslinda insanin önüne konulan yol, gittikçe genisler, yasadikça açilir, isiklanir. Ama dar sokaklarda nefes tüketip kaybolmak, çikmaz yokuslarda terlemek insana cazip gelir. Çünkü orada oyunlar vardir. Insani yaratilis hikmetinden koparan, tabiattan ve göklerden düsüren, zaman ve mekan ötesinden uzaklastiran oyunlar...

Ebediyeti, solan ve kuruyan ve düsen bir sonbahar yapraginda yitirir. Bu, ümitsizligin imani, kalbi ve ruhu teslim almasidir. ''Sonrasi yok'' deme batakligina gömülme törenidir adeta. Öyle tatli kurulmus ki tuzaklar, sen bir güle bakacak olsan, dikenlerden bir diken seçtiginin, ruhunu kanattiginin farkinda bile olmuyorsun.

Iyisi, imanin ve Allah'a teslim olusun içimizde yükselttigi daga kurulmak ve bu dagin kartali olmak ve âleme öyle bakmak..

Bak, nasil anlasilir insanin bir hâtiradan ibaret olmadigi.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2005 - ÖyLesine BiR GüN Iste !



Bugün saçlarim darmadagin,
taramak gelmiyor içimden
sanki el salliyor zaman,
dökülen saçlarima..

Ahh ayrilik!Ne aci..

Masamda akpak kagitlar,
elimde bir tükenmez kalem
sigmiyor kagitlara,
yüregimden damlayanlar.

Gözlerim bir hos bakiyor bugün
renkler alaca bulaca,
seçemiyorum..

Umutlarim.?
Onlari hiç sormayin
rafa kaldirdim..

Kafamdan saatleri durdurmak geçiyor
durdurarak,bilinmeyen zamana
bir hançer saplamak,
duygularimin derinligine dalmak,
uçurumdan asagi ip sarkitarak.

Öylesine birgün iste bugün,
dünden kactigim,yarini bekledigim
birgün..


yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bir Kelimeyle anlatamazsin duygulari , ve bir cümleyle kuramazsin hayat denilen oyunu ... !!!

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Gönül Dostlarim(yakinda)

Blogcu Yardım

klip